Eşya ile aramızdaki bağı biliyor muyuz?

Madde, elle tutulabilen, gözle görülebilen, bölünebilen, ağırlığı olan somut varlıklardır. Maddenin en küçük yapı taşı atomlardır. Atomlar belirli dizilimlere bir araya gelerek maddeyi oluşturur. En küçük maddeler bir araya gelerek daha büyük eşyaları oluşturur. Bizler “Eşyayı bile incitmeyin” diyen bir medeniyetin çocuklarıyız aslında. Bu söz üzerinde biraz düşünecek olursak, medeniyetimizin eşyaya, yani maddeye verdiği önemi düşünebiliriz. Peki bu maddeye verilen önem neden? Cansız, ruhsuz olarak bildiğimiz eşyayı neden incitmemeliyiz? Eşyayı incitirsek ne olur, eşya incinir mi? Bunu nereden bilir?

Mesela eşya deyince her birimizin çok sevdiği eşyalar vardır evimizde. Ya da yürümekten keyif aldığımız yollar, namaz kılmaktan keyif aldığımız seccade, ortamında bulunmaktan keyif aldığımız mekanlar. Bunların sayısı bu şekilde çoğaltılabilir.

Eşya ile aramızdaki oluşan bu bağın ardındaki sırrı biraz araştırınca eşyanın yani maddenin, yani onu oluşturan atomların aslında bir ruhu olduğunu, her bir atomun Allah’ı zikrettiğini yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’den de öğrenebiliyoruz.

Cansız olarak bildiğimiz maddenin aslında hiçte cansız olmadığını, her daim o atomu var eden Rabbini zikrettiğini biliyoruz. Yine eşya ile aramızda kurduğumuz bağın, bizim ruhumuz ile maddenin ruhu arasında bir etkileşim olduğunu düşünüyorum. Ruhumuzun çok sevdiğimiz eşyalarla, mekanlarla bir etkileşime girdiğini hissetmek hiçte zor olmasa gerek. Yoksa bir bardağı diğer bardaklardan daha çok sevmemizin farkı o bardağın atomları ile aramızdaki etkileşimin farklı olması değil midir aslında?

İşin doğrusu maddenin yani eşyanın bir ruhu olduğunu düşününce aklıma Peygamber Efendimiz SAV’in hutbe okumak üzere üzerine çıktığı kütüğün ağlaması ve “Bu dağ Uhud’dur. O bizi sever biz de onu severiz.” sözü geliyor.

Yolda yürürken bastığımız yer, bizden incinmemeli, elimizdeki sopa bizden incinmemeli, oturduğumuz koltuk, giydiğimiz ayakkabı bizden incinmemeli. Şimdi daha iyi anlıyoruz “Eşyayı bile incitmeyin” diyen ecdadımızın ne demek istediğini. Şimdi anlıyorum akan bir ırmaktan bile abdest alırken suyu israf etmeyen Peygamberimiz (AS)’i. Çünkü incittiğimiz, cansız olduğunu düşündüğümüz o eşyalar, ağzımın mühürlendiği o gün geldiğinde bize şahitlik yapacaktır.

“Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah’ı tesbih etmesin, Onu anmasın, Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını fark etmiyorsunuz.”

 (İsra, 17/44)

Yaratılan, yoktan var edilen her maddenin, her zerrenin Allah’ı zikrettiği şu dünyada irade sahibi olan biz insanlar neden Allah’ı zikretmeyiz? Allah’ı zikreden, eşyayı anlayan, incitmeyen kullardan olmak duasıyla…

24.07.2022

Hep Düşünür Bazen Yazar

Bir Cevap Yazın