Güneydoğu gezisinin ardından – 2

Geçen hafta bir ilki gerçekleştiridim ve hayatımda ilk kez Güneydoğu Anadolu Bölgesine gittim. Geçen haftaya kadar Güneydoğu bölgesini sadece televiziyonlardan ve coğrafya kitaplarından bilirdim. Güneydoğu illerini şehit haberleriyle duyar, ırkçılık söylemleriyle işitirdim. Yıllarca güneydoğu üzerinde olumsuz tabularım vardı.

Hatta öyle bir çekinceydiki bu Güneydoğu gezisine gitmeden onlarca kez “acaba o bölgelere gitmeli miyim, güvenli mi?” gibi bir çok düşünce hakim oldu beynime. Ve çektik besmeleyi çıktık yola…

Sabaha karşı bizi Elazığ karşıladı. Yolda geçirdiğim ilk gece çok heyecanlı idim, ilk defa bir güneydoğu ilini görmenin heyecanı vardı üzerimde. Acaba gerçekten çok mu kötü idi, gezilecek görülecek yerler değil miyidi diye sabaha kadar düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Sabahın ilk ışıklarında Harput Ulu Camii’nin mütevazi yapısı karşıladı bizi. Sabah namazını eda ettikten sonra Tarihi harput kalesini gezdik dolaştık.

Ve Güneydoğu gezimiz başladı. Artık Güneydoğu topraklarında idim. Midyat, Nizip, Kızıltepe isimlerini hep terör haberlerinde duymuş biri olarak o isimlerden çok çekiniyordum. Ama diğer taraftan milli duygularım “Bu vatanın her tarafı bizim, bayrağımız dalgalandığı her yerde alnımız ak, başımız dik gezmeliyim” diyerek gururlu bir şekilde geziyordum Diyarbakır, Batman sokaklarında.

Ben Batman’ı hep yıkık dökük, çöl gibi bir yer hayal ediyordum. Çöl köylerinin büyüğü olarak biliyordum. Ama Batman o kadar büyük ve o kadar güzel br şehirki Karadeniz’in doğasını aratmıyor.

Akşam üzeri Batman Hasankeyf’e gitmiştik, O kadar muhteşem bir doğası var ki yıllardan beri niye görmeye gelmediğim için çok üzüldüm. Bir de devletin o bölgeye yapacağı muhtemel baraj haberi beni derinden üzdü. Koskoca 3000 yıllık bir tarihi sular altında bırakacak bir projeyi devletimiz nasıl kabul eder bilemiyorum.

Konaklama için Kızıltepe’ye, yani o çekindiğim, isminden bile tırstığımız Kızıltepeye gidecektik. Hasankeyf’den iki yol var birisi Midyat üzerinden 70 km, diğeri Batman üzerinden 170 km civarında idi. Oradaki söylentilere göre Midyat yolunun gece çok tehlikeli olduğu, uzun yolu tercih etmemiz gerektiği idi. Bilmiyorum otobüs kaptanı ve gezi yöneticileri ne düşündü de Midyat yoluna girdi anlamamıştım. Kızıltepe’ye varan 70 km’lik yola girdiğimiz ilk dakikalardan itibaren herkestedirgin bir şekilde etrafı izliyor, gecenin karanlığında, sadece ay ışığının aydınlattığı yüksek dağlara bakıyordu. Bir ara telefonumun kulaklığını taktım ve İstiklal Marşı dinledim. Belki komik ama bir an aklıma geldi dinledim işte. Gözlerimin önünde o dağlarda Türk bayrağının dalgalandığını gördüm ve burası bizim topraklarımız dedim. İlk defa İstiklal Marşını dinlerken bu kadar gururlandım.

Akşam namazı için Midyat’a uğradık. Midyat Merkez Camii’nde akşam namazını kıldık ve kısa bir şehir turu attık. Hayat o kadar normal ve doğaldı ki yıllardan beri bize gösterilen kötü Midyat, kötü Güneydoğu sanki orası değil başka bir yerdi. Herkes işinde gücünde, kimi çay bahçesinde, kimi maç izliyor, kimi kız arkadaşı ile dolaşıyordu Midyat sokaklarında…

Gaziantep ve Şanlıurfa gezerken bitti Güneydoğu illeri ve Akdeniz’e indik…

Ve şunu anladım yıllarca bizi Güneydoğu’ya karşı soğutmuşlar, eminim oradaki kardeşlerimizi de bize karşı soğuttular. Öyle misafirperver bir halkı var ki Güneydoğu’nun anlatamam. Evet içlerinde üç beş tane çapulcu ve yandaşları vardır. Ama onlara bizim buralardada var, yıllarca bu devletin kanını emen bugün Ergenekon diye adlandıran grubun büyük bir çoğunluğu bizim içimizdendi.  Türkiye’de yaşayan her insanın Güneydoğu’yu, Doğu Anadolu’yu görmelerini isterim.

Gidin, görün, çok şaşıracaksınız…

Bir Cevap Yazın