Nefis ve hakikat

Nefis, insanın başının en büyük belası. Bir türlü körelmeyen, bir türlü hükmedilmeyen, Kabil’den bu yana gelen bitmez tükenmez bir düşman. Öyle ki nefsine köle olan hiç bir özgürlükten bahsedemez, ve hiç bir doğruyu göremez. Gören gözü kör eder, işiten kulağı sağır eder. Düştü mü bir kuyuya içinden çıkılmaz hale getirir.

Nefis öyle bir hükmeder ki, etkisi altına aldığı varlığı hiç bir hakikate ulaşmaz eder. Ne hatasını kabul ettirir, ne de özür dileme fırsatı verir. Günahı işlettikçe savundurur, savundukça işletir. Haram, günah adına ne varsa baş tacı eder yüreğe, güzel gösterir…

Hakikat, bulunabilecek en güzel gerçektir, doğrular değişir ama hakikat asla değişmez. Su vardır, bir yudumu şifa olur, su vardır bir yudumu ölüm olur. Su’da değildir marifet, su’dur bazı hastalıklara doğru, bazı hastalıklara yanlış olan ama su’yun kullanılma durumudur hakikat…

Adaletin tecelli etmiş halidir hakikat. Kişiye huzur verir, güven verir, muhabbet verir, sevgi verir. Hiç bir şart ve zaman altında değişmez. Bulundu mu bir kere, olduğu ortama huzur getirir. Samimiyet getirir, aşk getirir. Hiç olur mu aşkın, muhabbetin, huzurun olduğu bir ortamda sıkıntı. Müslümanın derdi ile dertlendirir, kardeşini Allah için sevdirir. Gönülleri bir birine ısıtacak kadar da güçlü bir bağdır. Hakikati arayan gönlün algısı açıktır, varsa bir yanlışı bulur hemen doğruyu, çünkü müsaittir hakikate ulaşmaya, arar bulur…

Ama yoksa gönülde hakikat zerresi, düşer yürek nefsin eline.. Nefis’te öncce gönlü, sonra zihni allar pullar bulandırır, hırçınlaştırır, yıkar, uzak eder, koparır…

Vel hasıl kelam, Rabbim nefislerden arındırılmış, hakikate bezenmiş gönüllerle buluştursun bizleri. Yüreklerimizi hakikat ile donatsın. Donatsın ki dostluklarımız muhabbete ulaşsın.

Bir Cevap Yazın