İnsan, doğası gereği öğrenmeye, inandığını yaşamaya ya da yaşadığını inanmaya muhtaçtır.
Hayat boyu hep mücadele eder, hayaller kurar, planlar yapar dururuz. Belki bunların birkaçına ulaşır, belki de birçoğuna ulaşamayız. Kimi zaman hayallerimizin peşinden koşar, kimi zaman da içinde bulunduğumuz hayatı kendimize bir hayal olarak kabul ederiz.
Bugün insanı asıl gerçek yapan durum, fikrine hizmet etmesidir. Ya da tersten baktığımızda, hizmet ettiği fikre inanmasıdır. Aslında bu iki durum da oldukça insanidir.
Peki, biz hangisini yapmalıyız?
Bir fikrimiz varsa, ki burada hayalleri, hedefleri ve planları da bu fikrin içerisine dahil edebiliriz, hangi durumda olursak olalım bunlara hizmet etmemiz gerekir. Çünkü hayaller ve hedefler yalnızca düşünmekle değil, eyleme geçmekle anlam kazanır.
Bir öğrencinin ders çalışması, üniversite hayaline hizmet etmesidir. Ya da bir ev, bir araba hayali kuran insanın daha çok çalışması, daha fazla kazanmak için gayret göstermesi, o hayaline hizmet etme çabasıyla doğru orantılıdır.
Yani insan, ulaşmak istediği şeyin gereğini yerine getirdiği ölçüde hayaline yaklaşır. Sadece istemek, sadece inanmak ya da sadece hayal etmek yeterli değildir. Bir fikrin varlığı, o fikir uğruna ortaya konulan gayretle anlam kazanır.
Burada biraz da soyut kavramlara bakacak olursak…
İyi insan, dürüst insan, ahlaklı insan olmak istiyorsak buna da hizmet etmeliyiz. Sözümüzde durmalı, iyilik yapmalı, dürüst davranmalı, adaletli olmalı ve inandığımız değerleri hayatımızın içerisinde yaşatmalıyız.
Çünkü iyiliğe inandığını söylemekle iyi insan olunmadığı gibi, dürüstlüğü savunmakla da dürüst insan olunmaz. İnsan, savunduğu değerleri yaşadığı ölçüde o değerlerin sahibi olur.
Belki de burada üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele şudur: Biz gerçekten inandığımız fikirlere mi hizmet ediyoruz, yoksa hizmet ettiğimiz şeylere zamanla inanmaya mı başlıyoruz?
İnsan bazen bir fikre inanır ve ömrünü o fikre hizmet ederek geçirir. Bazen de farkında olmadan bir şeylere hizmet eder, zamanla hizmet ettiği şeyi kendi fikri zannetmeye başlar.
İşte bu noktada insanın fikri ile fikrin insanı arasındaki fark ortaya çıkar.
Birinde insan, inandığı değerler doğrultusunda hayatını şekillendirir. Diğerinde ise hayatını şekillendiren şartlar, zamanla insanın inandığı değerlere dönüşür.
Elbette her iki durum da insana dair. Ancak burada önemli olan, neye hizmet ettiğimizin farkında olabilmektir.
Bugün hizmet etmediğimiz hiçbir fikrin gerçek anlamda sahibi olamayacağımız gibi, emek harcamadığımız hiçbir nimetin de kıymetini tam olarak bilemeyiz.
Öyleyse kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Ben neye inanıyorum?” olmamalı.
“Ben inandığım şey için ne yapıyorum?” sorusunu da sormalıyız.
Çünkü insanın fikri, yalnızca zihninde taşıdığı düşünce değil; hayatında karşılığı olan, uğruna emek verdiği, gerektiğinde bedel ödediği değerlerdir.
Ve belki de insan, en çok hizmet ettiği fikrin insanıdır.
Ubeydullah GÖKTEKİN
Hep Düşünür Bazen Yazar



